Şöyle arkana yaslan, kahvenden bir yudum al ve arkada çalan o eski şarkılardan birine kulak ver. Bugün seninle biraz dertleşmek, biraz nostalji yapmak, biraz da şu bugünün ilişkilerine içeriden bir bakış atmak istiyorum. Konumuz; her köşesinde ayrı bir anı gizleyen, taş sokaklarından tarih fışkıran güzel şehrimiz Bursa ve bu şehirde “sevmek” kavramının zaman içinde uğradığı o baş döndürücü değişim.
Bursa’da doğup büyüyenler ya da yolu bir şekilde bu şehre düşüp burayı mesken tutan kadınlar çok iyi bilir: Bu şehrin kendine has bir ruhu, kendine has bir ritmi vardır. Ama kabul edelim, o ritim son yıllarda biraz fazla hızlandı. Eskiden kalbimizi pır pır ettiren o naif heyecanlar, şimdilerde yerini telefon ekranlarındaki yeşil ışıklara ve hızlıca kaydırılan profillere bıraktı. Gelin, Setbaşı Köprüsü’nün o vakur duruşundan FSM Bulvarı’nın ışıltılı kafelerine doğru tatlı bir aşk yolculuğuna çıkalım.
Bursalı bir kadına “eski aşklar” dediğinizde gözünün önüne ilk gelen yer neresidir dersiniz? Tabii ki Setbaşı ve o meşhur Mahfel. Eskiden, yani internetin hayatımızın merkezine henüz bu kadar kurulmadığı, mesaj kutularının değil de gözlerin konuştuğu dönemlerde buluşma noktası belliydi: Setbaşı Köprüsü’nün üzeri.
O köprünün üstünde, elinde tek bir gülle bekleyen o heyecanlı gençleri hatırlayanlar kurmak istediğim bağı çoktan anladı bile. Buluşma saatine sadık kalınır, evden çıkarken en güzel kıyafetler giyilir ve o zamanlar şimdiki gibi “Gecikiyorum, 5 dakikaya oradayım” diye mesaj atma lüksü olmadığı için, dakikalarca o köprüde sabırla beklenirdi. O beklemenin bile bir tadı, bir zarafeti vardı.
Ardından Mahfel’e geçilir, çınarların gölgesinde, akan derenin o huzurlu sesi eşliğinde karşılıklı birer çay içilirdi. Konuşulacak o kadar çok şey olurdu ki… Çünkü gün içinde ne yediğini, nereye gittiğini Instagram hikayelerinden görmemiş olurdun. Karşındaki insanı gerçekten dinler, onun dünyasını o an, o masada keşfederdin. Çaylar bittikten sonra el ele Yeşil Türbe’ye doğru yürümek, Emir Sultan’ın o mistik havasında sessizce içinden güzel dilekler geçirmek Bursa’da sevdalanmanın en duru, en samimi haliydi. Kelimeler özenle seçilir, kimse kimsenin kalbini kırmaya kıyamazdı. O dönemlerin aşkları, tıpkı Yeşil’in çinileri gibi el emeği göz nuruydu; zamana meydan okurdu.
Şimdi rotamızı biraz batıya doğru çevirelim ve Nilüfer’e, FSM Bulvarı’na ya da Özlüce’nin o hareketli caddelerine doğru bir geçiş yapalım. Şehrin büyümesiyle birlikte yaşam alanlarımız değişti, kabul. Ama bu değişim sadece mekanlarla sınırlı kalmadı; maalesef kalplerimizin buluşma şeklini de dönüştürdü.
Bugün FSM Bulvarı’ndaki şık bir kafede oturduğunuzda etrafınıza bir bakın. Birbirinin gözünün içine bakarak konuşan çiftler mi çoğunlukta, yoksa önlerindeki tabağın fotoğrafını çekip hikaye atma yarışına girenler mi? Yeni nesil aşklar, ne yazık ki o eski sabrı ve derinliği taşımakta biraz zorlanıyor.
Artık birini tanımak için Setbaşı Köprüsü’nde heyecanla beklemeye gerek kalmadı. Bir “beğeni”, bir “direkt mesaj” yetiyor iletişim kurmaya. Ama bu kolaylık, ne yazık ki aşkın o büyülü gizemini de biraz alıp götürüyor. “Eski usul” sevmekte bir emek vardı; bir mektubun günlerce beklenmesi, ev telefonundan ararken babasının çıkma ihtimaline karşı alınan o tatlı riskler vardı. Şimdiyse her şey bir tık uzakta olunca, tüketilmesi de bir o kadar hızlı oluyor. Tam FSM’de güzel bir akşam yemeği yerken, taraflardan birinin gözü sürekli telefona kayıyorsa, orada o eski Mahfel çayının samimiyetini bulmak ne kadar mümkün?
Bursa’da yaşayan kadınlar olarak aslında hepimiz içten içe o eski zarafeti arıyoruz. Evet, modern hayatın getirdiği kolaylıkları, Nilüfer’in o geniş, ferah caddelerinde kız kıza kahve içmeyi, Özlüce’de dünya mutfağından lezzetler tatmayı çok seviyoruz. Ancak ilişkiler söz konusu olduğunda, ruhumuz o eski taş binaların naifliğini, Muradiye’nin sakinliğini özlüyor.
Çünkü kadın kalbi, hızla geçilen sahneleri değil, durup incelikle işlenen detayları sever. Bir erkeğin buluşmaya gelirken telefonunu sessize almasını, sadece sana odaklanmasını, “Seni buraya getirdim çünkü buranın manzarası tam senlik” demesini ister. Yani aslında mesele mekanlar değil, mesele o mekanlara yüklediğimiz anlamlar.
Bugün ilişkilerimizi Elementor ile tasarlanmış kusursuz bir web sitesi gibi dışarıya çok güzel, çok hatasız göstermeye çalışıyoruz. Instagram’da paylaşılan o filtreli fotoğraflar, lüks kafelerdeki check-in’ler dışarıdan mükemmel görünüyor olabilir. Ama asıl soru şu: O ekranı kapattığımızda, o ışıltılı caddeden eve döndüğümüzde, içimizde o eski Bursa aşklarının bıraktığı o sıcacık, güvenli huzur kalıyor mu?
Peki, ne yapacağız? Değişen dünyaya ayak uydurmayacak mıyız? Tabii ki uyduracağız. Çağ değişiyor, Bursa değişiyor, bizler değişiyoruz. Ama modern dünyanın bu baş döndürücü hızına kapılıp giderken içimizdeki o naif kadını, o derin sevebilme yeteneğini korumak da bizim elimizde.
İşte modern Bursa sokaklarında yürürken aşkı “eski usul” yaşatmanın küçük ama etkili yolları:
Güzel arkadaşım, Bursa’nın neresinde yaşarsan yaşa; ister Yıldırım’ın o eski mahalle kültüründe, ister Osmangazi’nin tarih kokan bağrında, ister Nilüfer’in modern yüzünde… Kalbini hızlı tüketim çılgınlığına teslim etme. Hak ettiğin o derin, emek verilmiş, seni gerçekten “duyan” ve “gören” aşkları aramaktan ve bunu talep etmekten asla vazgeçme.
Şimdi söyle bakalım; sen en son ne zaman bir bardak çayın hatırına, saate bakmayı unutup birinin gözlerinin içinde kayboldun? Yorumlarda buluşalım, biraz da sen anlat, ben dinleyeyim…